Kurumlar, Örgütler ve Kültür Üzerine
Foto: AP
Çin atasözü der ki : “ Bir adamdan şüpheleniyorsan
onu işe alma, işe alıyorsan ondan şüphelenme. ”
İnsanların, grupların, bireylerin, işletmelerin ve niteliğe sahip tüm ünitelerin farkında olsun olmasın bir kültüre ait olduğu kaçınılmaz bir gerçek.
Yıllar boyu süren alışkanlıkları, yaşam biçimleri, onları iyi veya kötü
etkileyen tüm nedenleri onların kültüre ait olmalarının yanında yaşam ve
çalışma sistemlerini de o yönde etkilemiştir. Batı ve doğu kültürleri bu konuda
yapıları gereği farklı şekillerde hareket etmektedirler. Batı daha kısa ömürlü
ve kapitalist bir tutum sergilerken, doğuda ise işler biraz farklı. Özellikle
Japonya’ da “kaizen” biçimini ele
alırsak, yavaşça adım adım ilerleyen ama daha uzun ömürlü ve insanı merkeze
alan bir sistem kullanıldığı görülmektedir.
Bizde ise durum farklı yer yer kurumlara göre farklılık gösterse
de çoğunlukla batıya yakınlığımızdan mı yoksa kar tatmininden mi? Bilinmez batı
uygulamalarını rol model almaktayız. Ancak bu sistem yetişmiş yani “ nitelikli “
diyerek tasvir ettiğimiz insanların gelişiminin önüne geçmektedir. Onun yerine
daha kısa planlar yapan ve bizde çokça söylenen ne koparsam kar mantığı ile
hareket eden ve bulunduğu kuruma, sisteme kalıcı izler bırakmaktansa geçici
işler yapar duruma gelmektedir. Yeni bir fikir ortaya atmak kolay olsa da
kültürü değiştirmek çokça zaman almaktadır. Kültürler zamanla üzerine ekleyerek
ilerleyen gelişen değerler topluluğudur. Kazanılan olumlu ya da olumsuz her
değerin tekrar kültür içinde dönüşüm sağladığı görülmektedir. Kültürleri yok
etmeye veya olumsuz anlamda değiştirmeye çalışanlar ki tanımı “ karşı kültürler”
ise direnci hafifletse de kısa vadede yok edemeyeceği bilinmelidir. Schein’e göre ise “Semboller, değerler
ve uygulamalar kültürün yüzeysel kısmını oluşturmaktadır.” Bu da kültürün çok
etmenli bir yapıda olduğunu göstermektedir.
Son olarak kültürler topluluk, aile, bölge ve yazımın amacı olan "kurum
kültürü" için son derece önem teşkil etmektedir. Dışarıya karşı bir misyon
oluşturan çalışanların işleyişine yön veren ve temsil eden kültür dikkat
edilmesi ve sürekli geliştirilmesi gereken bir konudur. İster batı ister doğu
kültürü modeli benimsenmiş olsun süreklilik ve insanı merkeze alan bir anlayış
her zaman kazanan olacaktır. Öğrenen kurumlar olması nedeniyle kültür her
kazanıma açık olduğu gibi hataya da açıktır. Konuyla ilgili olarak Ignatius, “başarısızlıktan daha iyi
yönetici yoktur” der ve son derece haklıdır da.
Son olarak özellikle kurumlarda uzun zaman gerektirse de iyi uygulamayan
sistemlerden eksiğimizin olmadığını düşünüyorum.

👏👏
YanıtlaSilyazı çok akıcı olmuş 👏👍
YanıtlaSilEtkileyici
YanıtlaSilKurum kültürü… Ne Batı ne Doğu aslında örnek alınan. İnsanı merkeze alan bir kurum kültürü oluşturulması gerektiği bir bakıma doğru, fakat kurum insanı merkeze almasa da insanın merkezinde daima kendisi var. Batı’yı da Doğu’yu da kendine göre yorumluyor ve yoğuruyor insanlar. Basit bir örnek vermek gerekirse; çalışana sağlanan haklar konusunda Batı’yı öven ve savunan kişi aynı Batı’nın 08.30’da başlayan mesaisinde 08.00’de işinin başında olduğunu görmezden gelir. Doğu’da yaşanan haksızlığa, adaletsizliğe karşı klavye şövalyeliği yaparken, kılıfına uydurduğu-şahsi çıkarlarına göre şekillendirdiği kurum etiğini uygulamaya koymaktan geri kalmaz.
YanıtlaSil(Gözettikleri haklar, çalışma düzen ve disiplinleri, iş ahlâkı itibariyle İslâmî düsturlara bir Müslümandan daha sadıkâne riayet eden Batı’ya duyulan hayranlık; İslâm ülkesinde yaşayan biz Müslümanlarda hayranlıktan öteye-kişisel çıkarlarımızdan öteye maalesef geçemiyor…)
…
…
Velhasılıkelam, insanın merkeze alınması bir noktadan sonra, kurum adına sağlıklı bir yaklaşım değildir. Günümüz insanının; ait olduğu kültürü de mensubu olduğu dini de sözümona ödün vermediği değerlerini de kendi menfaati doğrultusunda şekillendirmesi ve bunu ‘temiz kalbi, iyi niyetiyle’ süsleyip, normalleştirerek ve daha da tehlikelisi içselleştirip kendisini de bunun doğruluğuna inandırarak uygulamaya koyması, çalıştığı kurumunun dahi elini kolunu bağlar hale gelmiştir.
İnancımıza (olması gerekene) göre yaşamayıp, yaşadıklarımızı inancımız (olması gereken) haline getirmeye başlarsak; bu tezat sadece kurum kültürünü sarsmakla kalmaz; Doğu-Batı neresiydi yönümüzü dahi şaşırtabilir:)
Her kurumun kendine özgü bir kültürü vardır. Merkezi kendisi olan insan, bağlı olduğu veya çalıştığı kurum, kuruluş söz konusu olduğunda ‘ben’liğini, oluşturduğu ‘ben kültürün’ü ötelemeli ve merkezine -bulunduğu kurumun gerektirdiği ölçüde- evrensel insanlık ve yasalarını-değerlerini almalıdır. Kurumumuz, konumumuz ne olursa olsun, Doğu da Batı da biziz; Doğu da Batı da içimizde… Doğu ve Batı arasında sıkışan bizler tam olarak neredeyiz, olduğumuz yerin ve o yerde neyin nasıl olması gerektiği bilincinde miyiz…
Kaleminize sağlık…